ANA SAYFA

Nefsi Terbiye Tokatları /Bediuzzaman Saide Kurdi

                                                                                 Birinci Nokta


"Yaptıkları kötülüklerle sevinen ve yapmadıkları hayırla övülmekten hoşlanan kimseleri, sakın azaptan kurtulurlar zannetme. Onlar için pek acı bir azap vardır." (Âl-i İmrân, 188)


Kötülüğe sürükleyen nefsime bir edep tokatı: Ey şan'a tutkun, şöhrete müptelâ, övülmeye düşkün, bencillikte sınırsız, sersem nefsim!


Eğer binlerce meyve veren incirin kaynağı olan küçücük bir çekirdeğin ve yüz salkım takılı üzümün siyah kurucuk çubuğunun, bütün o meyveleri, o salkımları kendi hünerleri olarak görmeleri ve onlardan istifade edenlerin o çubuğa, o çekirdeğe övgü ve hürmet etmek zorunda olduğunu düşünmeleri, haklı bir dâvâ ise, senin de sana yüklenen nimetler için övünmeye, gurura belki bir hakkın var.


Halbuki sen, daima kötülenmeye müstehaksın. Zira o çekirdek ve o çubuk gibi değilsin. Senin bir cüz-i ihtiyarın bulunmakla, o nimetlerin kıymetlerini kibrinle bozuyorsun, gururunla tahrip ediyorsun ve küfranınla geçersiz hale getiriyorsun ve yaltaklanmada bulunmakla gasp ediyorsun.


Senin vazifen gurur değil, şükürdür. Sana lâyık olan şöhret değil, tevazudur, utangaçlıktır. Senin hakkın övgü değil, istiğfardır, tövbedir. Senin olgunluğun bencillik değil, hakkı görmektir.


Evet, sen, benim cismimde, âlemdeki tabiata benzersin. İkiniz hayrı kabul etmek ve şerri kabul etmek için yaratılmışsınız. Yani, fâil ve kaynak değilsiniz; belki etkilenen ve kabul edensiniz. Yalnız bir özelliğiniz var. O da, hayır sahibinden gelen hayrı güzel bir surette kabul etmemenizden dolayı, şerre sebep olmanızdır.


Hem siz birer perde şeklinde yaratılmışsınız, tâ güzelliği görülmeyen görünüşteki çirkinlikler size dayandırılsın. Böylelikle, Zât-ı Mukaddese-i İlâhiyenin (İlahi, Mukaddes Zat) kusursuzluğunu göstermeye vesile olasınız. Halbuki, tamamıyla fıtratınıza, fıtri görevlerinize ters bir hal içerisine girmişsiniz. Kabiliyetsizliğinizden hayrı şerre çevirdiğiniz halde, yaratıcınızla güya iştirak edersiniz! Demek nefsine tapan, tabiata tapan kişi gayet ahmak, gayet zalimdir.


Hem deme ki, "Ben kaynağım. Güzele kaynak olan ise güzelleşir." Zira, yansımayı iyi yapamadığından, kaynak değil, geçit olursun. Hem deme ki, "Halk içinde ben seçildim. Bu meyveler benimle gösteriliyor. Demek bir meziyetim var." Hayır, hâşâ! Belki herkesten önce sana verildi; çünkü herkesten ziyade sen yoksun ve muhtaç ve acınacak durumda görüldün, o yüzden en önce senin eline verildi.


                                                                                 İkinci Nokta


"O her şeyi en güzel şekilde yarattı." (Secde, 7) âyetinin bir sırrını izah eder. Şöyle ki:

Her şeyde, hattâ en çirkin görünen şeylerde, hakikî bir güzellik yönü vardır. Evet, kâinattaki her şey, her hadise, ya bizzat güzeldir, ona hüsn-ü bizzat (kendisi bizzat güzel olan.) denilir; veya sonuçları itibariyle güzeldir ki, ona hüsn-ü bilgayr (dolayısı ile, sonuçları açısından güzel olan) denilir.

Bir kısım hadiseler olaylar var ki, görünüşte çirkin ve karışıktır. Fakat o görüntü altında gayet parlak güzellikler ve düzenler var. Mesela:


Bahar mevsiminde fırtınalı yağmur ve çamurlu toprak perdesi altında, sonsuz güzel çiçeklerin ve bitkilerin tebessümleri saklanmış. Ve güz mevsiminin sertliğiyle verdiği zararların , hazin ayrılık perdeleri arkasında, Rabbimizin kusursuz büyüklüğünün izleri olan kış hadiselerinin sıkıntılarından korumak için, nazlı çiçeklerin dostları olan nazlı hayvancıkların hayatlarına son verilmesi, o kış perdesi altında nazlı, taze, güzel bir bahara yer hazırlamaktır.


Fırtına, deprem, veba gibi olayların perdeleri altında gizlenen pek çok mânevî çiçekler ortaya çıkar, gelişir.

Tohumlar gibi gelişmemiş birçok yetenek- kabiliyet çekirdekleri, görünüşte çirkin olan hadiseler yüzünden ortaya çıkıp güzelleşir. Tüm bu değişimler, tıpkı birer mânevî yağmurdur.


Fakat insan, hem maddiyatçı, hem kendini beğenmiş olduğundan, görünene bakıp çirkinlikleri görür, bunlarla değerlendirme yapar. Bencilce yalnız kendine bakan sonuçları düşünerek bunun şer olduğuna, kötü olduğuna karar verir. Halbuki, eşyanın insana ait yönü bir ise, Sanatkarın sıfatlarına ait yönü binlerdir.


Meselâ, kudretli yaratıcının büyük mucizelerinden olan dikenli otları ve ağaçları zararlı ve mânâsız olarak görür. Halbuki onlar, otların ve ağaçların donanımlı kahramanlarıdırlar. Meselâ, atmaca kuşunun serçelere sataşması, görünüşte rahmete uygun gibi görülmez. Fakat, serçe kuşunun kabiliyetleri, özellikleri, o sataşmalarla, saldırılarla ortaya çıkar. Meselâ, bazıları "kar"ı pek soğukça ve tatsız düşünürler. Fakat, o soğuk, tatsız görünüş altında o kadar sıcak amaçlar ve öyle şeker gibi tatlı sonuçlar vardır ki, tarif edilmez.


Hem insan, bencillik ve maddiyatçılığıyla, her şeyi kendine bakan yüzüyle, yönüyle değerlendirdiğinden, pek çok edebe uygun olarak yaratılmış şeylerin edebe uygun olmadığını zanneder… İşte, edep kaynağı olan Kur'ân-ı Hakîm'in bazı tabirleri bu olaylara ve durumlara göredir.

Tıpkı, bize görünen çirkin yaratıkların ve hadiselerin görünen yüzleri altında gayet güzel ve hikmetli san'at ve yaratılışına bakan güzel yüzler var ki, Yaratıcısına bakar; ve çok güzel perdeler var ki, hikmetleri saklar; ve pek çok görünürde düzensizlikler ve karışıklıklar var ki, pek muntazam bir kutsal kitaptır.


                                                                                 Üçüncü Nokta


"De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin." (Âl-i İmrân, 31)

Madem kâinatta güzel san'at, gözle görünür şekilde vardır ve kesindir. Elbette, risalet-i Ahmediye (a.s.m.)nin de, şahitliklerle var olduğu kesindir. Zira, şu sanat eserlerindeki güzellikler ve ziynetler gösteriyor ki, onların San'atkârında oldukça bir, güzel görme iradesi ve süsleme isteği var. İrade ve istek ise, o Sanatkarda yüce bir sevgi ve yarattıklarında ortaya çıkardığı san'atına karşı kudsî bir rağbetin olduğunu gösteriyor.

Ve şu muhabbet ve rağbet ise, yaratılmışlar içinde en münevver ve mükemmel fert olan insana daha fazla yönelip orada toplanmak ister.


İnsan ise, tüm yaratılmışların şuurlu, akıllı meyvesidir… Genel bir bakışa sahib ve tam şuurlu bu zat ise, o San'atkâr-ı Zülcemâle (lütuf ve güzellik sahibi Allah) muhatap olup görüşen ve bütün şuurunu ve bütün bakışını tamamen San'atkarına olan sevgisine ve san'atının korunmasına ve nimetinin şükrüne sarf eden en yüksek, en parlak bir fert olabilir.


Şimdi iki tablo, iki daire görünüyor: Biri, gayet muhteşem, muntazam bir Rab'lik dairesi ve gayet sanatlı, süslü bir san'at tablosu.

Diğeri, gayet münevver, çiçekli bir kulluk dairesi ve gayet geniş, kapsayıcı bir tefekkür tablosu ve müdâfaa ve teşekkür ve iman vardır ki, ikinci daire, bütün gücüyle birinci dairenin adına hareket eder. İşte, o Sanatkarın bütün sanatkarcasına yaptığı şeylere hizmet eden o daire reisinin ne derece o Sanatkar ile ilişkili ve onun gözünde ne kadar sevgili ve makbul olduğu açıkça anlaşılır.


Acaba hiç akıl kabul eder mi ki, şu güzel sanat eserlerinin bu derece san'atsever, -hattâ ağzın her çeşit tadını dikkate alan nimet verici- San'atkârı, yer ve göğü çınlattıracak bir müdafaa ile ve takdir içinde, yeryüzünü ve denizleri cezbeye getirecek uzun uzun şükran ve tekbirlerle, taparcasına Ona yönelen, o en güzel eserine karşı kayıtsız kalsın ve onunla konuşmasın, onu resul yapıp güzel vaziyetinin başkalarına da geçmesini istemesin?

Asla! Konuşmamak ve onu resul yapmamak mümkün değil... "Şüphesiz ki, Allah katında makbul olan din, İslâm dinidir." (Âl-i İmrân, 19) "Muhammed, Allah'ın resulüdür. Onunla beraber olanlar da, kâfirlere karşı şiddetli, kendi aralarında ise pek merhametlidirler." (Fetih, 29)


(Seher bir haşirdir. Uyanık ve uyuyan herşey tesbihdedir.

Ey sersem nefsim, ne zaman uyanacaksın? Ömür bir asır da olsa her canlının kabre seferi gerekiyor. Namaza kalk, ney avazı gibi niyaz eyle. Yâ Rab! pişmanım; utanıyorum, sayısız günahımdan ar ediyorum.

Zelîlim, başıbozuk yaşamaktan dolayı göz yaşı döküyorum. Garibim, kimsesizim, yalnızım, zayıfım, güçsüzüm, sakatım, âcizim, hem ihtiyarım, hem irâdesizim. El-amân diyorum, İlâhî dergâhından yardım istiyorum…)