ANA SAYFA

Gençlere Nasihat /Bediuzzaman Saide Kurdi

                                            Bir kaç biçare gençlere verilen bir tenbih, bir ders, bir ihtardır.

Bir gün yanıma parlak bir kaç genç geldi. Hayat ve gençlik ve hevesler yönünden gelen tehlikelerden sakınmak için tesirli bir ihtar almak isteyen bu gençlere, ben de, eskiden Risale-i Nur'dan medet isteyen gençlere dediğim gibi, dedim ki:


Sizdeki gençlik kat'iyen gidecek. Eğer siz meşru dairede kalmazsanız, o gençlik yok olup, başınıza hem dünyada, hem kabirde, hem âhirette, kendi lezzetinden çok ziyade belâlar ve elemler getirecek. Eğer islam terbiyesi ile o gençlik nimetine karşı, gençliğinizi bir şükür olarak iffet ve namusluluk ve taatte sarf etseniz, o gençlik mânen bâki kalacak ve ebedî bir gençlik kazanmasına sebep olacak.


Hayat ise, eğer iman olmazsa veyahut isyan ile o iman tesir etmezse, hayat, zahirî ve kısacık bir zevk ve lezzetle beraber, binler derece o zevk ve lezzetten ziyade elemler, hüzünler, kederler verir. Çünkü, insanda akıl ve fikir olduğu için, hayvanın aksine olarak, hazır zamanla beraber geçmiş ve gelecek zamanlarla da fıtrat olarak alâkadardır. O zamanlardan dahi hem elem, hem lezzet alabilir.


Hayvan ise, fikri olmadığı için, hazır lezzetini, geçmişten gelen hüzünler ve gelecekten gelen korkular, endişeler bozmuyor. İnsan ise, eğer dalâlet ve gaflete düşmüşse, hazır lezzetine, geçmişten gelen hüzünler ve gelecekten gelen endişeler, o küçük lezzeti cidden acılaştırıyor, bozuyor. Özellikle gayr-ı meşru ise, bütün bütün zehirli bir bal hükmündedir.


Demek hayvandan yüz derece hayatın lezzetini tatma noktasında aşağı düşer. Belki ehl-i dalâletin ve gafletin hayatı, belki vücudu, belki kâinatı, bulunduğu gündür. Bütün geçmiş zaman ve kâinatlar, onun dalâleti noktasında yok olmuştur, ölmüştür; akıl alâkadarlığıyla ona zulmetler, karanlıklar veriyor.


Gelecek zamanlar ise, itikatsızlığı yönüyle yine ölüdür. Ve yoklukla meydana gelen ebedî ayrılıklar, sürekli fikir yoluyla hayatına zulmetler,acılar veriyor. Eğer iman hayata hayat olsa, o vakit hem geçmiş, hem gelecek zamanlar imanın nuruyla ışıklanır ve vücut bulur; zaman-ı hazır gibi, ruh ve kalbine iman noktasında ulvî ve mânevî lezzetler nurlandırarak veriyor.


İşte hayat böyledir. Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz, hayatınızı iman ile hayatlandırınız ve farzlarla zinetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz. Her gün ve her yerde ve her vakit ölümlerin gösterdikleri dehşetli ölüm hakikati ise; size-başka gençlere söylediğim gibi- bir temsil ile beyan ediyorum. Meselâ, burada, gözünüz önünde bir darağacı dikilmiş.


Onun yanında bir piyango -fakat pek büyük bir ikramiye biletleri veren- dairesi var. Biz, buradaki on kişi, haliyle, ister istemez, hiç başka çare yok, oraya davet edileceğiz, bizi çağıracaklar.


Ve çağırma zamanı gizli olduğundan, her dakika ya "Gel, idam biletini al, darağacına çık" veyahut "Gel, milyonlar altın kazandıran bir ikramiye bileti sana çıkmış. Gel, al" demelerini beklerken, birden kapıya iki adam geldi. Biri yarı çıplak, güzel ve aldatıcı bir kadın, elinde zahiren gayet tatlı, fakat zehirli bir helva getirip yedirmek isti- yor. Diğer biri de, aldatmaz ve aldanmaz, ciddî bir adam, o kadının arkasından


"Size bir tılsım, bir ders getirdim. Bunu okusanız, o helvayı yemezseniz, o darağacından kurtulursunuz. Bu tılsımla o emsalsiz ikramiye biletini alırsınız. İşte, bu darağacında, zaten gözünüzle görüyorsunuz ki, bal yiyenler oraya giriyorlar ve oraya girinceye kadar o helvanın zehirinden dehşetli karın sancısı çekiyorlar.


Ve o büyük ikramiye biletini alanlar gerçi görünmüyorlar ve zahiren onlar da o darağacına çıktıkları görünüyor. Fakat onlar asılmadıklarına, belki oradan kolayca ikramiye dairesine girmek için basamak yaptıklarına, milyonlar şahitler var, onlar haber veriyorlar. İşte, pencerelerden bakınız. En büyük memurlar ve bu işle alâkalı büyük zatlar yüksek sesle ilân ediyorlar ve haber veriyorlar ki, o darağacına gidenleri( aynelyakin) gözünüzle gördüğünüz gibi, bu ikramiye biletini tılsımcıların aldıklarını hiç şek ve şüphesiz, gündüz gibi kesin biliniz" dedi.


İşte, bu temsil gibi, zehirli bir bal hükmünde olan gayr-ı meşru dairedeki gençliğin eğlenceye ve yasak şeylere dair zevkleri,ebedi bir hazinenin ve sürekli bir saadetin bileti ve vesikası olan imanı kaybettiği için, darağacı hükmünde olan ölüm ve ebedî karanlık kapısı olan kabrin musibetine, aynen göründüğü gibi düşer. Ve ecel gizli olduğu için, genç ihtiyar fark etme- yerek, her vakit ecel cellâdı başını kesmek için gelebilir.


Eğer o zehirli bal hükmünde olan gayr-ı meşru arzu ve nefsani emelleri terk edip, Kur'ân-ın tılsımı olan iman ve farzları elde etmekle, fevkalâde mukadderat-ı beşer (insanlık alın yazısı, kaderi) piyangosundan çıkan ebedi saadet hazinesinin biletini alacağına, yüz yirmi dört bin enbiya aleyhimüsselâm ile beraber had ve hesaba gelmeyen veliler,alimler ve ehl-i hakikat birlik olup haber veriyorlar ve eserlerini gösteriyorlar.


Velhasıl: Gençlik gidecek. Haram eğlence ve zevk peşinde gitmişse, hem dünyada, hem âhirette binler belâ ve elemler sonuç verdiğini ve öyle gençlerin çoğunlukla suistimal ile, israf ile gelen evhamlı hastalıkla hastahanelere ve taşkınlıklarıyla hapishanelere veya sefalethanelere ve mânevî elemlerden gelen sıkıntılarla meyhanelere düşeceklerini anlamak isterseniz, hastahanelerden ve hapishanelerden ve kabristanlardan sorunuz.


Elbette hastahanelerin çoğunlukla lisan-ı halinden, gençlik dürtüsü ile israf ve su-i istimalden gelen hastalıktan eninler, eyvahlar işittiğiniz gibi, hapishanelerden dahi, çoğunlukla gençliğin taşkınlık dürtüsü ile gayr-ı meşru dairedeki hareketlerinin tokatlarını yiyen bedbaht gençlerin teessüflerini işiteceksiniz. Ve kabristanda ve durmaksızın,sürekli oraya girenler için kapıları açılıp kapanan o âlem-i berzahta, ehl-i keşfü'l-kuburun(ölünün kabirdeki hallerinden anlayan velilerin) müşahedeleri ile ve bütün ehl-i hakikatin tasdikiyle ve şehadetiyle, azapların çoğunun, gençlik suiistimalâtının neticesi olduğunu bileceksiniz.


Hem insanların çoğunluğunu oluşturan ihtiyarlardan ve hastalardan sorunuz. Elbette, çoğunlukla esefler, hasretlerle "Eyvah, gençliğimizi heva, nefs rüzgarıyla, belki zararlı zayi ettik. Sakın bizim gibi yapmayınız" diyecekler. Çünkü beş on senelik gençliğin gayr-ı meşru zevki için, dünyada çok seneler gam ve keder ve berzahta azap ve zarar ve âhirette Cehennem belâsını çeken adam, en acınacak bir halde olduğu halde, ‘kendi rızasıyla zarara girene merhamet edilmez’ sırrıyla, hiç acınmaya müstahak olamaz. Çünkü zarara rızasıyla girene merhamet edilmez ve lâyık değildir.


Cenâb-ı Hak bizi ve sizi bu zamanın cazibedar fitnesinden kurtarsın ve muhafaza eylesin.