ANA SAYFA

Her Hayrın Başı "Bismillah" /Bediuzzaman Saide Kurdi

BİSMİLLÂH her hayrın başıdır. Biz de başta onla başlarız. Bil, ey nefsim, şu mübarek kelime, İslâm nişanı olduğu gibi, bütün varlıkların hal diliyle yaptığı zikirdir.

Bismillâh ne büyük, tükenmez bir kuvvet, ne çok, bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle. Şöyle ki: Bedevî Arap çöllerinde seyahat eden adamın, bir kabile reisinin ismini alması ve himayesine girmesi gerekir ki, yol kesen haydutların kötülüklerinden kurtulup ihtiyacını görsün. Yoksa tek başına, çok sayıda düşman ve ihtiyaçları karşısında perişan olacaktır.


İşte, böyle bir seyahat için, iki adam çöle çıkıp gider. Onlardan birisi mütevazı idi, diğeri mağrur, kibirli. Mütevazı, bir reisin ismini aldı; mağrur almadı. Alanı her yerde selâmetle gezdi. Bir yol kesene rast gelse, şöyle der: "Ben filân reisin ismiyle gezerim." haydut def olur, ilişemez. Bir çadıra girse o nam ile hürmet görür. Öteki mağrur, bütün seyahatinde öyle musibetler çeker ki, tarif edilmez. Daima titrer, daima dilencilik ederdi. Hem küçük düştü, hem rezil oldu.


İşte ey mağrur nefsim, sen o seyyahsın. Şu dünya ise bir çöldür. Acziyetin ve fakirliğin sınırsızdır. Düşmanın, ihtiyaçların sonsuzdur. Madem öyledir; şu çölün Ebedî sahibi ve sonsuz Hâkiminin ismini al. Ta bütün kâinatın dilenciliğinden ve her olayın karşısında titremeden kurtulasın.


Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki, senin sonsuz aczin ve fakirliğin, seni sonsuz kudrete, rahmete bağlayıp Kadîr-i Rahîmin dergâhında acziyeti, fakirliği en makbul bir şefaatçi yapar. Evet, bu kelime ile hareket eden, şu adama benzer; askere kaydolur, devlet adına hareket eder, hiçbir kimseden korkusu kalmaz. "Kanun namına, devlet namına" der, her işi yapar, her şeye karşı dayanır.


Başta demiştik: Bütün canlılar hal diliyle "Bismillah" der. Öyle mi? Evet, nasıl ki, görsen, bir tek adam geldi, bütün şehir halkını zorla bir yere sevk etti ve zorla işlerde çalıştırdı.

Kesin olarak bilirsin ki, o adam kendi adına ve kendi gücüyle hareket etmiyor.

Belki o bir askerdir, devlet namına hareket eder, bir padişahın gücüne dayanır. Öyle de, her şey Cenâb-ı Hakkın namına hareket eder ki, zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler, başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar.

Demek her bir ağaç "Bismillah" deyip; rahmet hazinesinin meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor.

Her bir bostan "Bismillah" deyip, kudret matbaasından bir kazan olur ve çeşit çeşit pek çok farklı, lezzetli nimetler, içinde beraber pişiriliyor. Her bir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar "Bismillah" deyip, rahmet feyzinden bir süt çeşmesi oluyor.

Bizlere Rezzak namına en ince, en nazik, hayat suyu gibi bir gıdayı sunuyorlar. Her bir bitki ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları "Bismillah" der, sert olan taş ve toprağı deler, geçer. "Allah namına, Rahman namına" der; her şey ona yardımcı olur. Evet, havada dalların yayılması ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin tam bir kolaylıkla yayılması, çıkması ve yeraltında yemiş vermesi, hem aşırı sıcaklığa karşı aylarca nazik, yeşil yaprakların ıslak kalması, tabiatçıların ağzına şiddetle tokat vuruyor, kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki: En güvendiğin sertlik ve sıcaklık dahi Rabbin emriyle hareket ediyorlar ki, o ipek gibi yumuşak damarlar, birer Asâ-yı Mûsâ (a.s.) gibi 'Vur asânı taşa... ' (Bakara, 60) emrine uyarak taşları "şak" diye deler. Ve o sigara kâğıdı gibi ince, zarif yapraklar, İbrahim (a.s.)'ın uzuvları gibi, ateş saçan hararete karşı "Ey ateş, serin ve selâmetli ol." (Enbiyâ, 69) âyetini okuyorlar.


Madem her şey manen "Bismillah" deyip; Allah namına, Allah'ın nimetlerini getirip bizlere veriyor. Biz dahi "Bismillah" demeliyiz. Allah namına vermeliyiz, Allah namına almalıyız. Öyleyse, Allah namına vermeyen gafil insanlardan almamalıyız.

Soru: Tablacı konumunda olan insanlara bir fiyat veriyoruz. Acaba asıl mal sahibi olan Allah ne fiyat istiyor? Cevap: Evet, o nimetlerin gerçek sahibinin, bizden o kıymetli nimetlere, mallara karşılık istediği fiyat üçtür: Biri zikir, biri şükür, biri fikirdir.


Başta "Bismillah" zikirdir. Sonda "Elhamdülillâh" şükürdür. Ortada, bu kıymetli, sanat harikası olan nimetlerin "Ehad, Samed'in" kudretinin bir mucizesi ve rahmet hediyesi olduğunu düşünmek ve anlamak fikirdir.

Bir padişahın kıymetli bir hediyesini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp hediye sahibini tanımamak ne derece aptallık ise, öyle de, görünüşteki ikram edenleri övmek ve muhabbet edip gerçek ikram sahibini unutmak, ondan bin derece daha aptallıktır.

Ey nefis! Böyle aptal olmak istemezsen, Allah namına ver, Allah namına al, Allah namına başla, Allah namına işle, vesselâm.