ANA SAYFA

Ahirzaman Hz.İsa ve Deccal /Bediuzzaman Saide Kurdi

Âhir zamanda Hazreti İsâ Aleyhisselâm Deccalı öldürdükten sonra, insanlar çoğunlukla hak dine girerler. Halbuki, rivayetlerde belirtilmiştir ki, "Yeryüzünde Allah Allah diyenler bulundukça kıyamet kopmaz." Böyle insanların çoğunluğu imana geldikten sonra yine bu çoğunluk nasıl küfre girer?


Cevap: Hadiste rivayet edilen, "Hazreti İsâ Aleyhisselâm'ın geleceğine ve İslam şeriatı ile amel edeceğine, Deccalı öldüreceğine" imanı zayıf olanlar ihtimal vermiyorlar, olmayacak şey sanıyorlar. Halbuki onun hakikati izah edilse, hiç ihtimal yeri kalmaz. Şöyle ki: O hadisin ve Süfyan ve Mehdî hakkındaki hadislerin ifade ettikleri mânâ şudur ki: Âhir zamanda, dinsizliğin iki akımı kuvvet bulacak:


Birisi: Nifak perdesi altında Hz. Muhammed'in (a.s.m.) peygamberliğini inkâr edecek, Süfyan namında acayip bir şahıs, nifak topluluğunun başına geçecek, İslam şeriatına zarar vermeye çalışacaktır. Ona karşı, Resulün nuranî soyuna bağlı ehli beytinden imanlı ve olgun insanların başına geçecek, Muhammed Mehdî isminde bir nurlu zât, o Süfyanın cemaati olan o münafık topluluğu öldürüp dağıtacaktır.


İkinci akım ise: Tabiatçılık ve maddiyatçılık felsefesinden doğan Nemrut'ça bir akım, gittikçe âhir zamanda maddiyat felsefesi vasıtasıyla ortaya çıkarak kuvvet bulup, Rabbi inkâr edecek bir dereceye gelir. Nasıl bir padişahı tanımayan ve ordudaki zabıtların, fertlerin onun askerleri olduğunu kabul etmeyen vahşî bir adam, herkese, her askere bir nevi padişahlık ve hâkimiyetler verir. Öyle de, Allah'ı inkâr eden o akımın/topluluğun fertleri, birer küçük Nemrut değerinde nefislerine birer ilahlık sıfatı verir. Ve onların başına geçen en büyükleri, kâhinlik ve hipnotizma gibi müthiş harikalara sahip olan Deccal ise, daha ileri gidip, görünüşte, yani sözde güçlü olan şahsiyetini bir çeşit ilahlık olarak görüp hâkimiyetini, ilahlığını ilân eder. Bir sineğe yenilmiş olan ve bir sineğin kanadını bile icad edemeyen âciz bir insanın ilahlık taslaması ne kadar ahmakçasına bir maskaralık olduğu açıktır.


İşte böyle bir sırada, o akım çok kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazreti İsâ Aleyhisselâm'ın manevi kişiliğinden ibaret olan hakikî İsevîlik dini ortaya çıkacak, yani ilahi rahmetin semâsından inecek, halihazır Hristiyanlık dini o hakikate karşı temizlenecek, batıl inançlardan ve meydana gelen tahriflerden sıyrılacak, hakiki İslâm ile birleşecek, mânen Hristiyanlık bir nevi İslâmiyet'e dönüşecektir. Ve Kurân'a tabi olarak, o Hıristiyanlık ve Hıristiyanlar tâbi ve İslâmiyet kendisine tabi olunan makamında kalacak, hak din bu birliktelik sonucu büyük bir güç kazanacaktır.


Dinsizlik cemaatine karşı ayrı ayrı iken mağlûp olan İsevîlik ve İslâmiyet, birlik olarak dinsizlik akımını yenip dağıtacak haldeyken, sema âleminde bulunan İsâ Aleyhisselâm'ın da, o hak dinin cemaatinin başına geçeceğini, güvenilir bir haberci (Hz. Muhammed), bir Kadîr-i Külli Şey'in (Kudret sâhibi ve her şeye kudreti yeten) vaadine dayanarak haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır. Madem Kadîr-i Külli Şey vaad etmiş, elbette yapacaktır.


Evet, her vakit gökyüzünden melekleri yere gönderen ve bazı zamanlar insan suretine koyan (Hazret-i Cibril'in Dıhye suretine girmesi gibi) ve ruhanîleri ruhlar aleminden gönderip beşer suretine getiren, hattâ ölmüş evliyaların çoklarının ruhlarını bedenleriyle dünyaya gönderen bir Hakîm-i Zül Celâl, Hazret-i İsâ Aleyhisselâmı, Hristiyanlık dinine ait en mühim bir sonuç için, değil gökyüzü aleminde cesediyle bulunan ve hayatta olan Hazret-i İsâ, belki âhiret âleminin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi, yine böyle önemli bir sonuç için ona yeniden ceset giydirip dünyaya göndermek, o Hakîm'in hikmetinden uzak değil. Belki onun hikmeti öyle gerektirdiği için vaad etmiş ve vaad ettiği için elbette gönderecek.


Hazret-i İsâ Aleyhisselâm geldiği vakit, herkes onun hakikî İsâ olduğunu bilmeyebilir. Onun yakınları ve salih kimseler, iman nuruyla onu tanır. Yoksa apaçık bir şekilde herkes onu tanımayacaktır.


Soru: Rivayetlerde gelmiş ki, "Deccalın bir yalancı cenneti var; kendine tâbi olanları ona atar. Hem yalancı bir cehennemi var; tâbi olmayanları ona atar. Hattâ o kendi bineğinin de bir kulağını cennet gibi, bir kulağını da cehennem gibi yapmış. Bedeninin büyüklüğü bu kadardır, şu kadardır" diye tarifler var.


Cevap: Deccalın görünüşü insan gibidir. Mağrur, firavunlaşmış, Allah'ı unutmuş olduğundan, görünüşüyle, güçlü olan hâkimiyetine ilahlık sıfatını vermiş ahmak bir şeytandır ve aldatıcı bir insandır. Fakat onu temsil etmekte olan dinsizlik akımı çok büyüktür. Rivayetlerde Deccala ait vasıflar ona işaret eder. Bir vakit Japonya'nın başkumandanının resmi, bir ayağı Bahr-i Muhitte, diğer ayağı on günlük mesafedeki Port Art Hur Kalesi'nde tasvir edilmiş; o küçük Japon kumandanının bu şekilde tasviriyle, ordusunun sahip olduğu güç gösterilmiş.


Amma Deccalın yalancı cenneti ise, medeniyetin cazibeli eğlenceleri ve boş, gösterişli süsleridir. Eşşeği ise, tren gibi bir araçtır ki, bir başında ateş ocağı bulunur; kendine tâbi olmayanları bazen ateşe atar. O eşeğin bir kulağı, yani diğer başı cennet gibi döşenmiş; tâbi olanları oraya oturtur. Zaten kıt akıllı ve gaddar medeniyetin mühim bir eşşeği olan tren, zevk u sefa ve dünya ehli için yalancı bir cennet getirir; çaresiz din ve İslam ehli için, medeniyet elinde cehennem zebanîsi gibi tehlike getirir, esaret ve sefalet altına atar.


İşte, Hristiyanlığın hakikî halinin ortaya çıkması ve İslâmiyet'e dönüşmesi ile, gerçi âlemde büyük bir çoğunluğa nurunu yayar. Fakat, yine kıyamet kopmasına yakın, tekrar bir dinsizlik akımı baş gösterir, galip olur ve "El-hükmü li'l-ekser" kaidesince, yeryüzünde Allah Allah diyecek kalmayacak; yani, önemli bir cemaat yeryüzünde mühim bir mevkie sahip olacak bir şekilde Allah Allah diyemeyecek demektir. Yoksa, azınlık olarak kalan veyahut yenilen hak ehli kıyamete kadar var olacak; yalnız, kıyametin kopacağı ânda, kıyametin dehşetlerini görmemek için, bir rahmet eseri olarak, iman ehlinin ruhları daha önce alınacak, kıyamet kâfirlerin başına kopacaktır.


*"Ne zaman ki imtihan meclisi kapandı. Tecrübe vakti bitti. Esmâ-i Hüsnâ (Allah'ın güzel isimleri, sıfatları) gereklerini yerine getirdi. Kader kalemi mektuplarını tamamıyla yazdı.

Kudret, sanat nakışlarını bitirdi. Canlılar, vazifelerini yerine getirdi. Mahlûkat, hizmetlerini bitirdi. Her şey mânâsını ifade etti.

Dünya, âhiret fidanlarını yetiştirdi. Yeryüzü, Sâni-i Kadîrin (her şeyi sanatlı yaratmaya gücü yeten zat) bütün kudret mucizelerini, bütün sanat harikalarını teşhir edip gösterdi.

Şu geçici âlem, ebedî manzaraları oluşturan tabloları zaman şeridine taktı.

O Sâni-i Zülcelâlin, (herşeyi sanatlı yaratan büyüklük sahibi Allah) sonsuz hikmeti ve ezeli yardımı o imtihan sonuçlarını, o tecrübenin sonuçlarını, o Esmâ-i Hüsnâ'nın ortaya çıkan hakikatlerini, o kader kaleminin mektuplarının hakikatlerini, o sanat nakışlarının örneğinin, benzerlerinin asıllarını, o yaratılmışların vazifelerinin faydalarını, gayelerini, o canlıların hizmetlerinin ücretlerini ve o kâinat kitabının ifade ettiği mânâların hakikatlerini ve kabiliyet çekirdeklerinin filizlenip adeta büyük bir mahkeme açmasını ve dünyadan alınmış benzeri manzaraların gösterilmesini ve görünürdeki sebep perdesinin yırtılmasını ve her şeyin doğrudan doğruya Hâlık-ı Zülcelâl'ine (büyüklük sahibi olan yaratıcısına) teslim edilmesi gibi gerçekleri gerektirdi.

Ve o söz konusu hakikatleri gerektirdiği için, kâinatı o gürültülü olaylardan ve geçicilikten, değişimlerden ve yokluktan kurtarmak ve ebedîleştirmek için, o zıtların saflaştırılmasını, arınmasını istedi ve değişimin sebeplerini ve ayrılıkların özlerini ayrıştırmak istedi.

Elbette kıyameti koparacak ve o sonuçları için arındıracak.

İşte, şu arınmanın sonucunda Cehennem ebedi ve dehşetli bir şekil alacak ve cehennem gurubu "Ey suçlu-günahkârlar, bugün siz bir yana çekilin." (Yâsin; 59) tehdidine maruz kalacak; Cennet de sonsuz, görkemli bir şekil alacak ve cennet ehli "Size selâm olsun. Buraya tertemiz geldiniz.

Sonsuza dek kalmak üzere girin Cennete." (Zümer; 73) hitabıyla karşılaşacak."